PERFODA
Kişisel Gelişim Hizmetleri



 

Kişisel Gelişim: Nerden Başlamalı?

Dursun Akkurt, Ekim 2013

Özet:

Kişisel Gelişim kavramlarına ilişkin bir dizi kısa notlardan biri: Nerden Başlamalı?

Kişisel gelişim için yola çıkacağımız nokta kendimize ilişkin bir sorunu farkettiğimiz andır. Kendimizi veya başkalarını dinleyerek başlayabiliriz. Kendimizi ya da başkalarını dinlerken dikkatli olmalı yanılgılardan kaçınmalıyız. Sabırlı olmalıyız. Kişisel yanlılıklarımıza dikkat etmeliyiz.

Bu yazıda kişisel gelişim ihtiyacının nasıl anlaşılabileceği üzerinde durulmuştur.

Yaşam uzun ince bir yoldur. Yolun her noktasında kendimiz hakkında yeni bir şey fark ederiz. Geliştiğimizi ve değiştiğimizi görürüz. Ya da başkaları bizim değiştiğimizi söyler. Bir de bakarız ki bazı şeyler iyi gitmiyor. Bir şeyler eksik ya da yanlış gidiyor. Yetersiz veya zayıf kaldığımız durumlar var. İşte kişisel gelişimin başlangıç noktası tam da budur.

Kişisel gelişim ihtiyacı çoğunlukla kendimize ilişkin bir sorunu fark ettiğimiz noktalarda ortaya çıkar. Yetersiz veya zayıf kaldığımız bir nokta bulursak biraz durup düşünmeliyiz. Bu yetersizlik veya zayıflık tam olarak nedir? Bunun yaşamımız üzerindeki etkileri nelerdir? Soruların sağlıklı biçimde cevaplanabilmesi için farkındalığımızı artırmamız gerekir. Soruları hemen cavaplamak belki de yapılabilecek en yanlış şeydir.

Önce “dur, sakin ol, sabırlı ol” demek gerekir. Gördüğümüz her şey yetersizlik veya zayıflık olmayabilir. Yetersizlik olsa bile çok önemli olmayabilir. Durum tespitini doğru yapmalıyız. Bunun için de bilgi toplamakla işe başlamalıyız.

Kendimiz hakkında bilgi toplamanın en kolay yolu zaman zaman kendimizi eleştirmektir. Bir yabancı gibi kendimize dışardan bakıp bir başkasına bakar gibi kendimizi eleştirmeliyiz. Lütfen yanlış anlamayın, başkalarının gözüyle kendimize bakmaktan bahsetmiyoruz. Kendi gözümüzle bir başkasına (yani kendimize) bakmaktan bahsediyoruz.

Kendi kendimize ya da başkalarının uyarısıyla kendimizde bir sorun bulduk diyelim. Bulduğumuz sorunun geçici, durumsal bir şey olup olmadığından emin olmalıyız. Geçmişe doğru anılarımızı yoklayıp daha önce bu sorunun ortaya çıkıp çıkmadığına bakmakta yarar var. Kendimize biraz zaman ayırıp anılarımızı yavaş çekim bir film şeridi gibi izlemek yararlı olabilir. Kendimizle sohbet etmek de yararlı olabilir. Yavaş çekim film ya da sohbet fark etmez. Aradığımız şey benzer sorunla daha önce de karşılaştık mı? Hangi sıklıkta karşılaştık? Bu durumlarda hangi zorlukları yaşadık? Uygun sorularla kendimizi yoklamalıyız. Buna içebakış diyoruz. İçebakış yoluyla sadece kendimize sormak ve kendi kendimize cevaplamak durumu anlamak için yeterli olmayacaktır.

Kendimizle sohbetimizden elde edeceğimiz bilgiler çok değerlidir. Ancak bir o kadar da yanıltıcı olurlar. Çünkü kimse yoğurdum ekşi demek istemez. Belki yetersizliğimizi başka birisi bize göstermiştir ya da kaçınılmaz olarak onunla yüzleşmişizdir. Ama onu görmek onu kabullenmemiz için yeterli olmaz. Özellikle de o yetersizlik bizi yaralayan, üzen, mutsuz eden bir şeyse zihnimiz ondan kaçınmaya/sakınmaya çalışır. Biz farkına bile varmadan zihnimiz yetersizliğimizi örtmeye, yok saymaya ya da en azından sorunun önemini azaltmaya eğilimlidir. Bu gayet doğal bir savunma mekanizmasıdır. Kendiliğinden çalışır. Ama kendimiz hakkındaki gerçeği aramak, varsa yetersizliğimizi görmek ve gidermek sahip olunabilecek en güzel meziyetlerdendir.

Kendi yetersizliklerimizi görmek içimizde bir çatışmayı ateşler. Bir yanımız “bak işte sen yetersizsin, bundan dolayı sorunlar yaşıyorsun” derken, diğer yanımız “yok canım, ne yetersizliği, o kadarı kadı kızında da olur” diyecektir. İşte tam da bu durum kendi iç çatışmalarımızın en sağlıklı ele alınma biçimidir. Yanlış olan bu seslerden birine kulağımızı tıkamaktır. Doğrusu her iki sesi de yeterince dinlemek ama son kararımızı vermeden kendi iç seslerimizden başka sesler de aramaktır. Yakın dostlarımız, aile bireylerimiz veya danıştığımız uzmanlar en iyi dış sesleri verebilirler.

Dış sesler bazen ailemizden, çalışma arkadaşlarımızdan yakın dostlarımızdan bazen de hiç tanımadığımız yabancılardan gelebilir. Etrafımıza baktığımızda uygun dış sesler bulabiliriz. Ama dikkatli olmak gerekir. Dış sesle ilişkimizin yakınlığı, iletişim ortamımız, güvenimiz hem soracağımız soruyu hem alacağımız cevabı etkileyecektir. Bunların farkında olarak sorularımızı belirleyip sormalı ve cevapları sadece kulağımızla değil bütün duyularımızla dinlemeliyiz. Çoğunlukla bir tek dış ses yeterli değildir. Mümkünse birden fazla dış sesle konuşmak yararlı olur. Belki en iyisi uzman bir dış sesle konuşmaktır.

Sohbet muhabbet konuşmak, film izlemek çok güzeldir ama en iyisi yazıya dökmektir. Hani bir laf vardır, söz uçar yazı kalır diye. Bir de yan yana koyup bakmak gerekir. Hangi kafadan hangi ses çıkmış diye. Daha sonra kişisel gelişim çabasında yazmanın önemi üzerine durabiliriz. Şimdilik tek kelime ile yazmak iyi olur diyoruz. Yukarıda demiştik hani “dur, sakin ol, sabırlı ol” diye. Acele etmeden, dikkatle bilgi toplamak ve gerektiğinde durumu tekrar tekrar değerlendirebilmek için yazmak çok önemlidir.

En sonunda topladığımız bilgileri dikkatle gözden geçirmek ve varsa sorunu bulmak gerekir. Sorun nedir? Nerede, ne zaman, nasıl ortaya çıkıyor? Kimle ilgili olarak ortaya çıkıyor. Klasik 5N1K yaklaşımı. Bunu özenle uygulamak gerek.

Sonuç olarak kendimizi geliştirmek üzere yola çıkacağımız nokta kendimize ilişkin bir sorunu yani bir yetersizlik veya zaafı fark ettiğimiz noktadır. Atacağımız ilk adım ise farkındalığımızı artırmaktır. Fark ettiğimiz sorun gerçekten bir sorun mu? Kendimi yanlış anlamış olabilir miyim? Sorunun özellikleri nelerdir (5N1K)? Burada belirttiğimiz ya da belirtmediğimiz başka hangi soru ve cevaplar varsa tümünü anlamak için çalışmalıyız.

İşte kendimizi geliştirmek için yola çıktık bile…



 
Telefon: +90 (544) 421 49 89
E-mail: dakkurt@yahoo.com
© 2014 Dursun Akkurt, Tasarım: Dursun Akkurt - http://www.ak-kurt.com
© Telif Hakkı ve Yasal Kullanım Koşulları